ÜLKÜCÜ KİMDİR?

Ülkücü denen soysuz alçaklarin büyük orani melez, gayri-Türk soysuzlardir; içlerinde bilhassa Laz, Çerkez, Kürd gibi siginti etnik kimlikler  ön plandadir, Türk olanlari da daglidir, anguttur, çapulcudur ve  yobazlik  kanlarina işlemiştir. Arabesk ve kiro muzigi dinlerler. Gercek hayatlarinda çevrelerinde çagdaş gercek bir Türk ve Türkçü olmayacagi için Türkçüler’e ermeni, Yahudi vb. kürdlere de kardes derler. Cunki bunlar çagdaslaşma evrimlerinini tamamlayamamiş zevatlardir ve Türkçülügün önündeki en büyük engeldirler ve biz Türkçüler’inde ilk hedef almasi gereken düşmanlardandir. Ülkücülerin içinde bir Türkçü barinamaz, eger birisi çikip ben Ülkücüyüm ama Türkçüyüm derse gülüp gececeksin belki Türkçülüge özenmiş olabilir ama kendisini ne kadar zorlasa da Türkçü olamaz çünki bir kere o güruhun ve teşkilatin havasini solumuş ve Ülkücülük denen çapulculuk, soysuzluk yobazlik mikrobunu kapmiştir. Ne kadar zorlasa da o zihniyetten kopamaz. Düşünün; hangi Türkçü bu soysuz güruhun içinde yaşayabilir? ne sohbetleri bize uyar, ne dinledikleri muzik ne de yaşam tarzlari! cunki dagliligi uzerinden atamamiş yaratiklardir ve  Türk gibi yaşamayi ögrenmek onlar için cok zordur onlar ancak kürdlerle, cerkeslerle vb. etnik özürlü mahluklarla olur ve onlardan zevk alirlar. Bazi deneyimsiz irkdaşlarmiz der ki; “Arkadaşlar Ülkücüler içinde de bize yakin olanlar var onlari da kazanabiliriz” ama bu gerçekte hiç bir zaman böyle degildir. Benim yaşim 34 o kadar cok Ülkücüden dönme Türkçü tanidim ki aldigi yobazlik mikrobu onu rahat birakmiyor birgün geliyor çapulcu Ülkücülügünü özleyip özüne  geri dönüyor. Bizim hedef kitlemiz bu Ülkücüler olmamali cunki boşa kürek çekmiş oluruz bir kere soysuzluk kanlarina işlemiş ve cok cahil olduklari için de bizler için tek söyledikleri: “Bunlar Ermeni veya Rum” Eee ne yaparsin beyin bu kadar çunki soylari bozuk, melez ve Kürdlerle vs etnik özürlü kimliklerle kaynaşip soysuzlaşip Türklüklerini kaybetmişler. Hal böyle olunca da Kürtler’i sevmeyen Türkçülere Ermeni veya Yahudi derler. Özetle nasil en iyi Kürt ölü olani ise En iyi Ülkücü de ölü olani olacaktir ki bu MHP denen sahtekar parti ve Ülkü Ocaklari  denen kötülük yuvalari yok olup gercek Türk Milliyetçilerinin yani Türkçülerin önü açilsin ve de Türkiye şahlansin ve Turan’a giden kutlu yolumuz açilsin. Atatürkçü Türkçüler!

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 7:31 pm  Yorum Yapın  

ÜLKÜCÜLER GERÇEKTEN TÜRK MİLLİYETÇİSİ MİDİRLER?

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir denen insan müsveddesi demiş ki: “Türkler Kürtler bir arada yaşayamaz.” Ama doğru demiş. Aptal kürt bile anladı da, Osmanlı’nın 21. yüzyıl sürümleri olan, din üzerinden siyaset yaparak Atatürkçülüğe aykırı bir ideolojiyi benimseyen, lümpen ve devşirmeci bir milliyetçilik anlayışını savunan Mhp ve ülkücü denen soyları sopları, ruhları bozuk kanları veya ruhları bozuk olan devşirme güruhu anlayamadı. Çünkü anlamak işlerine ve kırık kanlarına gelmiyor!

Ülkücü denen bu din istismarcısı devşirmeci güruhun çokluk bir  kısmının Türk’e benzer bir tarafları yok. Bu güruhun taraftarlarının yarısından fazlasının, ne tipi Türk’e benzer, ne konuşması, ne yaşam tarzı, ne de giyim kuşam vesairesi. Bu devşirme yobazların tek bildikleri şey; kahpe, hain, nankör kürtleri Türklüğe yamamak ve onları din kardeşi yapmak. Bunu acaba neden yaparlar?

1- Kürtlerle kan bağları var. Enişteleri, yengeleri, yeğenleri, kuzenleri kısaca akrabaları kürt. Kürt denen çingenelerden bir farkı olmayan toplulukla akraba olup soysuzlaşmışlar. Kendilerinin kanları bozuk olduğu için de, kürt denen ilkel topluluğu sevmeyen bizler gibi katıksız Türklere, Ermeni, sabetaycı, dış güçlerin maşası vs. derler. Oysa ki; kendileri devşirme ve dönme olmalarının yanında, başbuğ dedikleri adama Abd tarafından görev verilmiş sonucunda da, kendi partileri ve teşkilatları Abd tarafından kurdurulmuştur. Bunu bilmezler veya bilmek işlerine gelmez.

2- Bozuk din anlayışı. Bu öyle bozuk bir din anlayışıdır ki, Türk soyundan olmamasına ve Türk’e düşman olmasına rağmen Müslüman gördükleri bir kürdün, kızlarını  karı olarak almasına göz yuman bir din anlayışı. Kızlarını bir Ermeni veyahut Yunanlı istese vermezler. Bunun tek bir sebebi vardır o da bozuk ve sapık din anlayışıdır. Oysa ki; bir Ermeni, bir Yunanlı veya bir kürt ırksal anlamda Türkler’e aynı yabancılıktadır. Bu bozuk din anlayışı er ya da geç yok edilmelidir ki, Anadolu topraklarında ülkücülerin ve Mhp’nin öncülüğünde Türk milleti melezleşip, soysuzlaşıp yok olarak, Türk ırkının yerine yeni bir Anadolu kavmi oluşmasın. Çünkü bu coğrafyayı ayakta tutan ve koruyan Türk kanı, Türk genleri ve Türklük ruhudur. Türklük yok olursa, Anadolu coğrafyası da ayaklarımızın altından kayıp gider. Bu bozuk din ve milliyetçilik anlayışı yok edilmelidir ki, Türk ırkının ve ülkenin bekası teminat altına alınabilsin.

3- Başbuğ, reis, başkan vs. dedikleri adamların onlara kötü örnek olmaları. Sözde başbuğ Türkeş, kendi kendisini başbuğ ilan ettirmiş ama o, gerçekten başbuğ olsaydı, öz kızlarını kürtlere ve İngilizler’e gelin edip kanının kırılmasına nasıl göz yummazdı! İmam böyle yaptıktan sonra cemaatin daha beterini yapması kaçınılmazdır. Bırakın başbuğluk sıfatına sahip olan bir adamın böyle bir soysuzluk yapmasını, cahil ama Türklük bilincine sahip olan sıradan bir Türk soylu bile, kızını farklı bir ırktan olan kişiye vermez.

Ülkü (Çapulcu) Ocaklarında ve Mhp bünyesinde “reis” konumunda olan adamlar da, Türk soylu bilinçsiz gençleri kandırmaktadırlar. Bu reis geçinen çapulcuların büyük bir kısmı soy itibarıyla Türk değildir. Türk olanları da, ruhsal anlamda Türk değildir. Çünkü, Türk-Arap sentezi denen sapık bir ideolojiyi benimsedikleri için, soysuz oğlu soysuz olmalarına rağmen aynı dinden gördükleri tüm aşağılık etnikleri Türk ve din kardeşi ilan ederek, bu soysuz etniklerin kahpeliklerine ve ihanetlerine karşı, Türk çocuklarının milli refleksleri köreltmektedirler.

4- Satılmış ve devşirme ülkücü fikir (!) adamlarının; Fiziksel, antropolojik, etnolojik, etimolojik, kültürel, tarihsel, töresel vb. açılardan Türkler’le hiç bir ortak noktası ve benzer bir yönü olmayan kürt denen aşağı ve ilkel topluluğun, çeşitli hikayeler uydurarak ve senaryolar yazarak zorla Türk soyundan yapılmaya çalışmaları.

Ülkücü yazar, çizer, siyasetçi vs. takımın, kürtleri Türk soyuna yamayabilmek için uydurdukları birkaç hikaye senaryo vardır.
Bu hikayeler ve senaryolar:

1- Elegeş Yazıtları Hikayesi: Ülkücü fikir(!) adamları derler ki, ikinci Elegeş Yazıtı’nın yani Alpurungu yazıtının, 8′inci satırında, “KÜRTLKN” kelimesi vardır ve bu kelimenin anlamı da Kürteli Hanı’dır! Oysa ki Orkun Abaçası’nı doğru okuyup anlayanlar, maksatsız ve nesnel olanlar çok iyi bilirler ki, bu kelime “Körtül Kan” olarak okunur; anlamı da “güçlü ve şiddetli han/kağan”dır. Bu yazıt, Alpurungu adlı bir Türk hakanının ölümünden sonra onun hatırası için dikilmiş bir yazıttır. Ve bu yazıtın ilgili bölümü şöyledir:

“Men; Körtül Kan Alp Urungu!
Sekiz dokuzdu ki yaşım,
Altınlı okluğumu belime bağladım.
Erdemli olduğu için Bey babam,
Urungu Külüg Tok Bögü Terken’e baş oldum,
İktidara eriştim.”
Buradan da anlaşılacağı üzere; “Men, körtül Kan Alpurungu!” cümlesi, bugünkü Türkçe’ye doğru ve maksatsız olarak çevrildiğinde, “Ben, güçlü han/kağan Alpurungu!” anlamına gelir.

Onlarca fikrini, kalemini satmayan Türk soylu Türkolog, antropolog ve tarihçi doğruyu görememişler de, bu çapulcu ülkücü fikir(!) adamları görmüşler! Bunlar nasıl Türk’türler ki, dünyanın aşağı ve adi topluluklarından biri olan kürtleri Türk soyuna yamamaya çalışıp dururlar!

2- Kürtlerin bir Oğuz boyu olduğu safsatası: Hangi boydan gelirlerse gelsinler, Acun’un dört bir köşesinde yaşayan Türkler, Fiziksel, antropolojik, etnolojik, etimolojik, kültürel, tarihsel, töresel vb. açılardan birbirlerine benzerler. Peki, kürtlerin hangi özellikleri, Türkler’e benzemektedir? Doligosefal kafatası yapıları mı, kapkara ve mat olan ten renkleri mi, yıkansalar bile çıkmayan pis kokuları mı, çirkinlikleri mi, bozuk kemik yapıları ve dış görünüşleri mi, yamuk bakan ve hainlik akan gözleri ve bakışlar mı? yoksa hain, nankör, kalleş, kahpe, onursuz, korkak ve sinsi oluşları mı? veyahut kızlarını senet sepetle, parayla ya da inek karşılığı 70 yaşındaki adamlara kuma olarak satmaları; ahlaksızlıkları, töresizlikleri, namus, gurur ve haysiyet yoksunu oluşları mı? Elbette, bu saydığımız harika (!) özelliklerin hiçbiri Türkler’de yok. Ama “kürtler’le herşeyimiz aynı” diyen kürt tohumu veled-i zinalarla, Osmanlı devşirmelerinin bugünkü uzantıları bunu böyle göstermeye çalışıp, Türklüğe hakaret etmeye devam etmektedirler.

Çapulcuzade ülkücüler kürtleri, Oğuz’un 24 boyundan biri olan, “Büğdüz” boyuna yamamaya çalışırlar. Örneğin, Aşık Sefai gibi ülkücü ozanlar da bu yanlış propagandaya alet olarak, Türk evlatlarını afyonlamaktadırlar. Aşık Sefai’nin, “Bu Hesap Sorulacak” adlı ezgisin de, kürtler için, “Oğuz size yar olmadı, Büğdüz idi adınız.” diye bir dize geçer.” Büğdüz”ün kelime anlamı; “herkese tevazu gösteren ve hizmet eden”dir. Yani, tam kürtlerin özellikleriyle ve nitelikleriyle örtüşebilecek bir boy! Oysa kürtler, egemenlikleri altında yaşadıkları tüm milletlere; kahpelik, hainlik ve nankörlük yaparak, parazitler gibi o milletlerin kanlarını emerek, üretmeyip, tüketirler ve onları devamlı arkalarından vururlar.

Vatansız Baydemir denen insan müsveddesinin dediklerini destekliyoruz. Er ya da geç kürtleri Türk topraklarından sürüp, bu cennet vatanı tam anlamıyla cennete dönüştüreceğiz. Böylelikle, bu medeniyetsiz yaratıklardan kız alıp verme yoluyla kanımızın kırılıp, üstün nitelikli genlerimizin yok olmasının önüne geçmenin ve asil Türk soyunun saflığını korumanın yanında, kürtlerin sebep oldukları; toplumsal, ekonomik, ahlaksal, kültürel vs. her türlü çöküntü ve sıkıntı kısaca bu ilkel ve hain topluluğun asil Türk ırkına her açıdan vermiş olduğu zararlar ve kötülükler bertaraf edilecektir.

Kürtlerden kurtulmanın ilk ve en önemli adımı, Mhp denen milliyetçi kisvesine bürünmüş ihanet partisinin ve ülkü ocakları denen şer ocaklarının yok edilmesidir. Bunu sağlamak için biz Türk soylu Türkçülere düşen görev; bıkmadan, usanmadan, yorulmadan İnternet’te veya gerçek yaşamda Türk soylulara Mhp’nin ve ülkücülerin sözde milliyetçiler olduğunu, onların Osmanlı ve hilafet hayaliyle yanıp tutuşan; Atatürk, cumhuriyet ve laiklik karşıtı olduklarını anlatmaktır. Sembolleri bile Osmanlı’nın “üç hilal”i olan bu ay yıldızlı al bayrak düşmanlarının gerçek yüzlerini şimdilik sadece biz gerçek Türkçüler görüyoruz. Türk milliyetçisi kisvesine bürünmüş bu şer odaklarının gizledikleri yüzlerini ,şimdilik İnternet ortamında günü geldiğinde de yazılı ve görsel basında bir bir anlatacağız. Bir gün, iktidar erkini eline geçirecek Türkçü bir lider, komutan vs. elbet bu şerefsizlerden bütün bu ihanetlerinin hesabını soracaktır!

Bunlar kendilerini milliyetçi sıfatını takıyorlar. Takmasına takıyorlar da, peki milliyetçiliğin hangi gereklerini yerine getiriyorlar.

Milliyetçiliğin gereklerini kısaca bir maddeleyip, bu çapulcuları öyle irdeleyelim.

1- Türk milliyetçisi olan bir Türk soylu, öncelikle soyunun saflığını koruma konusunda duyarlıdır. Yani, kanının kırılıp, soyunun bozulmaması için, yabancı etniklerle kız alış verişi yaparak kanının kırılmasının dolayısıyla melezleşip soysuzlaşmanın karşısında olur. Bir kişinin yabancılarla evlenip, kanını kırdırması kendi tasarrufundadır. Buna kimse karışamaz. Fakat, bunu yapan bir kişi, kendisinin milliyetçi olduğunu iddia ediyorsa, o kişi için düşünülüp söylenecek şeyler bellidir; tutarsız, bilinçsiz, sahtekar ve gayri samimi. Örnek: Söz konusu bu nsahtekar güruhun ruhani lideri: Türkeş.

2- Türk milliyetçisi olan bir Türk soylu, öz dilini yani Türkçe’yi koruma konusunda duyarlıdır. Peki milliyetçi olduklarını iddia eden ülkücülerin bu konuda duyarlı olup, ocaklarda verdikleri seminerlerde gençleri bu konuda duyarlı olmaları konusunda uyardıklarını bilen veya duyan var mı? Bu ülkücülerin Türkçe konusunda duyarlı olmadıklarını anlamak için fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Ülkücü sitelerine, sesli ve yazılı sohbet odalarına girip bakmak yeterli olacaktır. Aldıkları rumuzların çoğu; ya İngilizce, ya Arapça ya da Farsça’dır. Hem de, yabancı dillerden olan rumuzlarının önüne ve arkasına “CcC” takarak. Verdikleri selam bile Arapça’dır: “Selamün Aleyküm!” Neymiş efendim, Allah’ın selamıymış! Yaradan sadece Arapça biliyor ya, sadece soysuz Arap’ın dilinin konuşulmasını emretmiş ya! Bunlar verdikleri selamın bile anlamını bilmezler. Bunlara: “selamün aleyküm” madem Allah’ın selamı oluyor, peki anlamı nedir diye sorduğunuzda alacağınız yanıt istisnasız şudur: Selamün aleyküm demek, Allah’ın selamı üzerinize olsun demektir. Biz de diyoruz ki, yok ya! sen daha selamlaşmada kullandığın cümlenin kelime anlamını bilmiyorsun. Selamün aleyküm demek; karşındaki kişiye barış, selamet, esenlik dilemektir; kısaca esenlemektir. Peki biz bu esenlemeyi Türkçe olarak “esenlikler” diyerek yaptığımızda -ki “esenlikler” kelimesini anlam itibarıyla “selamün aleyküm” kelimesine karşılık gelir- yaradan anlamıyor mu veyahut biz şimdi kafir mi oluyoruz? veya siz, Arapça selam alıp vermekle sevap kazanıp, gerçek Müslüman(!) mı olduğunuzu sanıyorsunuz?

Madem inanıyorsun, sadece o dini ve o dinin kitabının içeriğini alıp benimse; soysuz Arap’ın; dilini, kültürünü, töresini, yaşam tarzını değil. Müslüman olacaksan, Türk gibi Müslüman ol!
Mhp’li üst düzey yöneticilerin bile konuşmaları lümpen ağzıdır. Hanzolar ve magandalar gibi konuşurlar. İmam cemaat ilişkisi her konu için olduğu gibi bu konu için de geçerlidir.

3- Türk milliyetçisi olan bir Türk soylu Türk kültürüne ve töresine sahip çıkmakla kalmaz, bunları yaşamın her alanında ve anında yaşayıp, uygular. Oysa bugün, milliyetçi geçinen ülkücüler ve Mhp’liler, Türk kültürü ve töresine sahip çıkmadıkları gibi, yaşam tarzları da Türk kültürünün ve töresinin çok uzağındadır. Araplara dair önemli olan hangi gün varsa hiç unutmadıkları gibi o günleri huşu içerisinde kutlamayı da hiç ihmal etmezler. Gelin görün ki, Türk’e özgü olan önemli günler ve bayramlar umurlarında değildir. Örneğin, Ergenekon/Nevruz bayramını, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos, vb. Türkleri için önemli olan günleri ve milli bayramları hatırlamadıkları gibi, bu önemli günleri ve bayramları etkinlikler yaparak kutlamazlar. Ayrıca onlar için 10 Kasım değil, 4 Nisan önemlidir! Bunların yüzünden, Türk bayramı olan Nevruz’a kürtler sahip çıktı.

Ülkücüler her fırsatta, “Biz Osmanlı Torunuyuz!” diyerek Osmanlı’ya sahip çıkarlar ama sahip çıktıları sadece, Osmanlı’nın Türklüğe, Türk kültürüne ve diline karşı yaptığı ihanetler, yanlışlar ve Türklüğün doğasına aykırı olan ümmetçi-devşirmeci bozuk anlayışı ve izlediği siyasettir.

Bizler de bu güruha soruyoruz: Sizler madem Osmanlı torunlarısınız, o halde ecdadınızın güzel taraflarına veya kültürüne neden sahip çıkmazsınız? Mesela, neden hiç “Türk Sanat Müziği” dinlemezsiniz de, sadece ve hep; arabesk, kıro müziği ve ülkücü ozan denen çapulcuların sadece ülkücü cemaate hitap eden ve onlar için “özgün” olsun diye yaptıkları mide bulandırıcı ve kalitesiz şarkılarını dinlersiniz? Yoksa, Türk Sanat Müziği’nin adında “Türk” kelimesi geçtiği için içinizdeki devşirmeler alınmasın diye mi, yoksa bu müziğin kalitesinin ve derinliğinin sizi kastığı için mi?

Bunlara ek olarak, ülkücüler “cumhuriyet dönemini” çağrıştırdığı ve Türklüğü ifade ettiği için, 10′yıl Marşı, 50. yıl Marşı, Harbiye Marşı vb. Türklük kokan ve Türk’ü ifade eden marşları sevmezler ve dinlemezler. Onlar marş olarak sadece, mehter marşlarını ve çapulcu ozanlarının Türklüğü ifade etmeyen kalitesiz ve anlamsız ezgilerini severler ve dinlerler.
Kendisine Türk milliyetçisi sıfatını takan bir adam, sadece Müslüman olan atalarına ve onların kültürüne, tarihine değil, İslamiyet’ten önceki Türk tarihine, kültürüne ve Kamcıl olan atalarına da sahip çıkar ve onları benimser.

Türk soylu ve gerçek anlamda Türk milliyetçisi olan bir kişi, atalarının dinine saçmalık demez ve atalarının kültürüne küfretmez. Bilinçli bir Türk milliyetçisi; kurşun döktürmesine, nazardan sakınmak için nazar boncuğu takmasına, ölüsünün ardından helva ve lokma döktürmesine, mezarlara ve yatırlara çaput bağlamasına rağmen atalarının eski dinleri olan Kamcıllığı/Şamanizm’i inkar edip, mevlidin yani dinsel törenlerin ezgiler eşliğinde yapılmasının, Türkler’le birlikte İslamiyet’e girdiğinden habersiz olmaz.

Hülasa; siz ülkücülerden Türk milliyetçisi falan olmaz. Milliyetsiz kürtlerden millet olursa, sizlerden de Türk milliyetçisi olur.

Kürtlere laf ettirmeyen, soyca Türk olsa da PİÇTİR, Türk değil! Ne Türkeş’in “ÜÇ HİLALCİ” kürt sever devşirmeleri ne de Hitler’in Alman hayranı “SS”ci melezleri; işte Atatürk’ün, Atsız’ın Bozkurtçu gerçek Türkçüleri >>> www.atsizcilar.com

ATSIZCILAR

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 7:28 pm  Yorum Yapın  

Alparslan Türkeş’in Fethullah Gülen Hakkındaki ifadeleri

Hoca efendi Milletin Gönülde Taht Kurdu


(Zaman, 29.01.1997)

MHP lideri Türkeş, “Şahsi malı olarak bir tek dikili ağacı bulunmayan, kendini ilme ve ilmin yayılmasına adayan memleketimizin manevi dinamiği olan Hocaefendi’nin Avrupa’dan Yakutistan’a kadar olan çalışmaları her manada takdire şayandır.” dedi.

MHP lideri Alparslan Türkeş, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin isminin 58 kişilik listede yer almasının iz’an sahiplerince hiç bir mâna ifade etmeyeceğini söyledi. Türkeş, “Hocaefendi Türk milletinin gönlünde hak ettiği yeri almıştır. Hiçbir zan veya iftira bu yeri sarsamaz.” dedi.

Türkiye’nin hak ettiği huzur ortamına kavuşması için Hocaefendi’nin elinden gelen gayreti gösterdiğine değinen Türkeş, Hocaefendi’ye yapılan bu saldırının arkasında art niyetin ve art niyetli kişilerin olduğunun meydanda olduğunu kaydetti.

MHP lideri Türkeş şöyle devam etti: “Şahsi malı olarak bir tek dikili ağacı bulunmayan, kendini ilme ve ilmin yayılmasına adayan memleketimizin manevi dinamiği olan Hocaefendi’nin Avrupa’dan Yakutistan’a kadar olan çalışmaları her manada takdire şayandır. Böyle muhterem bir zatın nereden geldiği belli olmayan 58 kişilik bir listede isminin geçmesini veya böyle bir listeye eklenmesini esefle kınıyoruz, listede böyle bir ismin varlığına inanmıyoruz.”
———————————————————————

Biz de hatırlatmış olalım Son Başbuğumuz bugünleri tahmin etmiş olmalı ki neler demiş ; Efendiler ve ey millet!.. İyi biliniz ki, TÜRKİYE Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz!.. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 7:19 pm  Yorum Yapın  

Türkeş’in gerçek adı, Hüseyin Feyzullah’dır!

Türkeş’in gerçek adı, Hüseyin Feyzullah’dır. Devletin resmi sitesinden alınrıdır:  

 

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş vefat etti

Asıl adı Hüseyin Feyzullah olan Alparslan Türkeş, 23 Kasım 1917′de Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’da doğdu. 1936′da Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1938′de Kara Harp Okulu’nu ve 1939′da da Piyade Atış Okulu’nu bitirdi. 1944′te yüzbaşı rütbesiyle Irkçılık-Turancılık davasında yargılandı. 1948′de Kara Harp Akademisi’ni bitirerek kurmay subay oldu.

Aynı yıl ABD’ye gönderildi. Orada da Harp Akademisi’ni ve Piyade Okulu’nu bitirdi. 1955-57 arasında Washington’da NATO Daimi Komitesi’nde görev aldı. 1959′da kısa bir süre Almanya’da Atom ve Nükleer Okulu’na devam etti. Aynı yıl albaylığa yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO Şubesi Müdürlüğü’nde bulundu.

27 Mayıs Hareketi’ni gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nde de yeralan Türkeş, müdaheleden sonra Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirildi. İktidarın sivillere devredilmesine karşı çıkan “Ondörtler” içinde yeralan Türkeş, 13 Kasım 1960′ta emekli oldu. 31 Mart 1965′te üye olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde (CKMP) kısa sürede etkili olarak aynı yılın Ağustos ayında Genel Başkanlığa ve milletvekilliğine seçildi. Partisinin adını 1969′da

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirilmesinden sonra, aynı yıl MHP’den Adana milletvekili oldu. 1975-78 arasında kurulan 1. ve 2. Milliyetçi Cephe Hükümetleri’nde Başbakan Yardımcılığı yaptı.

12 Eylül 1980 harekatından sonra tutuklanarak MHP ve Ülkücü kuruluşlar için açılan davada yargılandı. 5 yıla yakın bir süre tutuklu kalan Türkeş, yargılanması sonunda beraat etti.

1987′deki halk oylamasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi.

4 Ekim 1987′de Genel Başkanlığa seçildi. MHP 1992′de tekrar açılınca Türkeş’in isteği ile MÇP mal varlığıyla birlikte MHP’ye katıldı. MÇP’nin 24 Ocak 1993′te toplanan 4. Olağanüstü Kongresi’nde partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi oldu.

Aralık 1994 Genel seçimlerinde Genel Başkanı bulunduğu Milliyetçi Hareket Partisi yüzde sekizden fazla oy almasına rağmen parlamentoya giremedi.

4 Nisan Cuma günü Ankara’da vefat eden Alparlan Türkeş 8 Nisan 1997 Salı günü Anka-ra’da düzenlenen devlet töreninden sonra toprağa verildi.

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 7:16 pm  Yorum Yapın  

Türkeş mason olmak istedi

Kitapta Haldun Simavi, Alparslan Türkeş dostluğu şöyle anlatılıyor: “Haldun Simavi, ortalık sütliman olunca Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş’den randevu istedi. Saatlerce süren baş başa görüşmenin ardından Türkeş, ziyaretçisini kapıya kadar uğurladı. Haldun Simavi görüşmeden memnun ayrılmıştı. Dostluk yolunda temel atılmıştı. Nitekim Haldun Simavi, Alparsan Türkeş’le dostluğunu ilerki yıllarda da muhafaza etti.

EROL SİMAVİ ‘MASONUM’ DEDİ
Erol Simavi’ye gelince, 1988 yılında Hürriyet gazetesinin 40′ıncı kuruluş yıldönümünde gazeteci Emin Çölaşan’a konuşan Erol Simavi, kamuoyuna mason olduğunu açıklayacak, hatta kendi masonluğunu itiraf etmekle yetinmeyerek, Alparslan Türkeş’in mason birader olabilmek için yardımını istediğini de iddia edecekti: ‘27 Mayıs ihtilali olmuştu. 9 Kasım 1960 Çarşamba günüydü. Sıkıyönetimden aradılar. Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş görüşmek istiyormuş. Florya’ya gittik. Komite içinde darbe yapacaklarını anlattı. Mason olduğumu öğrenince, kendisini de masonluğa almamız için ısrar etti’..”

Kaynak: Sabah

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 7:04 pm  Yorum Yapın  

TÜRKEŞ’İN KÜRTLER VE ERMENİLER HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

“Türkle Kürt etle tırnak gibi kardeştir, kız alıp vermişiz, biz ne kadar Türksek onlarda o kadar Türk, onlar ne kadar Kürtse biz de o kadar Kürdüz ALPARSLAN Türkeş TAKMA ADLI (hüseyin feyzullah) 

Kürtler bizim öz kardeşlerimizdir. Biz onları herkesten fazla sever, düşünürüz. Onlar da elhamdülillah müslümandırlar, hepimiz aynı kıbleye secde ediyoruz, hepimiz aynı peygamberin ümmetiyiz, aynı kutsal kitaba bağlıyız.” ALPARSLAN Türkeş TAKMA ADLI (hüseyin feyzullah)

“Laz, kürd, Çerkez, Abaza, Çeçen bir agacin dallarıdır ve bu ağacın adida TÜRK’tür. Eğer bizden Kürdü, Lazı Arabı Çerkezi ayırırnı geriye ne kalir ? kuru ve dalsı bir agaç! kısacası sonumuzu kendimiz hazırlamış oluruz.” ALPARSLAN Türkeş TAKMA ADLI (hüseyin feyzullah)

DÖRT NALA GELİP UZAK ASYADAN , AKDENİZE BİR KISRAK BAŞI GİBİ UZANAN BU MEMLEKET BİZİM. HİKMETOF’UN BU ŞİİRİNİ ALPARSLAN Türkeş TAKMA ADLI HÜSEYİN FEYZULLAH OKUMUŞTU…

KÜRTLERLE BİN YILDIR ANADOLU ÇOĞRAFYASINDA YAŞIYORUZ. HERŞEYİMİZ BİR; FİZİKSEL ÖZELLİKLERİMİZ, GİYİM-KUŞAMIMIZ, OTURUP KALKMAMIZ, GELENEK VE TÖRELERİMİZ, BU KADAR BİRBİRİNE BENZEYEN VE AKRABA OLMUŞ İKİ HALKI AYIRMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ. BABASININ OĞLU TUĞRUL TÜRKEŞ (ARMUT DİBİNE DÜŞERMİŞ)

“Kürtlerin Türk olduklarını isbat etmek için yüzlerce kitap yazıldı, binlerce nutuk atıldı. Buna tepki olarak, rahmetli Alparslan Türkeş’in bana anlattığına göre, merhum Atsız’dan gelmiş ve her zamanki sert uslûbu, Diyarbakır’da seçim kampanyası yürüten Türkeş’i zor durumda bırakmış. Ondan mıdır nedir, Aydınlar Ocağı’nda bir konferansında, sonradan tekrar tekrar söylediği “Onlar ne kadar Türklerse ben de onlar kadar Kürdüm” sloganını ortaya attı. (o tarihte partisini kurmuş, siyasete atılmıştı)”. Reha Oğuz

Türkeş :…Tarih boyunca Araplar Türklerin başına bela oldu ama yahudiler Türklerin arasında pek sorun çıkmadı…Bu günkü şartlarda Türkiyenin İsrail ile dost olması gerekir ( 12 Nisan 1994) Türkeş

Karabağı işgal ederek Azerbaycan Türklerini katleden Ermeniler bir yıl sonra buğday sıkıntısına girince Ermenistan’a buğday yardımı yapılıyor. Türk milliyetçilerinin bu duruma tepki vermemesi için Alparslan Türkeş’i ziyaret eden Ermeni Samson Özararat’a Türkeş şunları söylüyor: 

Ermenilerle 600 senelik beraberliğimiz var. Birlikte türküler, yemekler icad ettik. Kız aldık, kız verdik.

Malazgirt savaşını Türklerin Ermenilerle birlikte kazandığını biliyormusun?

İstanbul’un alınmasında Ermenilerin yaptığı kahramanlıklardan haberin varmı?

Çanakkalede Ermenilerde bizim için savaştı.

Bunları söyleyen Türkeş ayağa kalkarak Ermeni Samson Özararat’ı yanaklarından öpmüş.

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 6:56 pm  Yorum Yapın  

NE YAPTIĞINI BİLMEYENLER

Atsız Ata’nın Türkeş hakkındaki düşüncelerini yansıtan “Ne Yaptığını Bilmeyenler” adlı Makalesi: 

NE YAPTIĞINI BİLMEYENLER

Artık “anarşist” diye adlandırılan komünistlerin duruşmaları ilgi çekici bir şekilde sürüp gidiyor. Türkiye’yi yıkmak için kurulup adına “Dev-Genç” denilen teşkilatın başkanı, duruşma sırasında, perişan ruh halini anlatan sözler söyleyip davranışlarının manasız olduğunu kabul etti. 21 Mayısçılardan olduğunu öğrendiğimiz Yusuf Küpeli’de aşağı yukarı aynı şekilde konuştu.

Anlaşılan şu: Bu gençler sosyal hastalıklara karşı aşısız oldukları için kendilerine zerkedilen yabancı emel mikroplarına dayanamayıp hastalanmış, ne yaptığını bilmez kişiler olarak yabancı düşüncelerin aleti haline gelmişlerdir…

Bu dayanıksızlık yalnız genç anarşistlerde değildir. Biraz daha geriye bakınca görülen manzara aynıdır. 27 Mayıs hareketi denen ve sözümona devleti kurtarmak için yapılan ayaklanmanın devlet yönetimine getirdiği 38 kişiden 3 tanesi bugün vatan ihanetinden yargılanmaktadır: kültür ve fikir meselelerinde elifi görse mertek sanan Cemal Madanoğlu, Askeri katip İrfan Solmazer ve eski Piyade Yüzbaşısı Numan Esin.

Yine bu 38 lerden Ebedî Senatör Ahmet Yıldız, karakol ve bankaların basıldığı, dükkanların yağmalandığı, bir polisin ölüp birkaç subayın yaralandığı anarşik 16 Haziran hareketi için “ayaklanma değildir” demişti.

Yine, 38 lerden, MHP üyesi ve eski Jandarma Yüzbaşısı Ahmet Er, seçim propagandası yaptığı sırada Türkiye’ye nizâm-ı Muhammedi’yi getireceklerini söylemişti.

Demek ki Türkiye’yi yönetecek olan 38 kişiden 5 inin fikir yapısı bu idi. O halde zavallı Sultan İbrahim’in suçu ne idi ?

Aynı madalyonun öteki yüzündeki manzara da daha az acıklı değildir: 28 Mayıs günü, Ankara’da öldürülen Ali Balseven’in başına gelen iş yine sosyal hastalıklara karşı aşısız bir güruhun marifetidir: 1948 Maraş doğumlu olup sıkıntılı bir hayat mücadelesinden sonra Ankara Ziraat Fakültesine giren ve gözüpek, katıksız Türkçü bir genç olan Ali Balseven Milliyetçi bir partidir diye MHP ye girip bu partiden, Türkçü olmadığı kesinlikle anlaşıldıktan sonra çıktığı için üstüne çektiği düşmanlıklar sebebiyle ve kahbece öldürülmüştür.

Balseven’i öldürenler bir kere nâmerd insanlardır. Merd olsalardı silahsız bir kişinin üzerine silahlı bir kaç kişiyle saldırmaz, görülecek hesapları varsa onu eşit şartlarda erkekçe vuruşmaya çağırırlardı. Sonra bunlar kuşbeyinli yaratıklardır. Bu davranışın kendilerine bir şey kazandırmayıp çok şey kaybettireceğini, Balseven gibi düşünenlere ise çok şey kazandıracağını düşünememişlerdir. Onlara hatırlatalım: Türkçülük kolay iş değildir.

Geceleyin köşe bekleyip bir kişiye birkaç kişiyle saldırmak gibi rezaletlerin Türkçülükte elbette yeri yoktur. Türkçülük sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile “biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık” gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz.

Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik davası gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere “Hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim” diye mektup yazanların liderlik davası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkumdur.

Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.

Ötüken Dergisi, 17 Haziran 1975

Ulu Atsız’ın namert dediği bir kişiyi seven, savunan, saygı duyan ve ona başbuğ diyen bir kişi sizce ne derece Türkçüdür?

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 6:54 pm  Yorum Yapın  

Musa’nın bozkurtları

Musa’nın bozkurtları 

Türkeş, 1992 yılında İstanbul Balat’taki sinagogu ziyaret etmişti. Sinagogdaki dini törenden ayrılırken, gençler kendisini ‘Başbuğ Türkeş’ tezahüratı ve ‘bozkurt selamı’ ile uğurluyordu. Türkeş, bu gençlerin kimliğini şöyle açıklıyordu: ‘‘Musa’nın Bozkurtları.’’

ALPARSLAN Türkeş, aktif siyaset yıllarında aldığı bazı kararlarla kamuoyunu, hatta kendi siyasi tabanını dahi zaman zaman şaşırtıyordu. Nitekim, ‘Türk milliyetçiliğinin lideri’ olarak kamuoyuna sunulan Türkeş, özellikle 12 Eylül İhtilali’nden sonraki siyaset döneminde, Yahudiler ve Ermeniler il dostluk ilişkileri kuruyor, MHP Lideri’nin bu tavrı merakla izleniyordu. Türkeş, 1992 yılında, İstanbul’daki Yahudi cemaati yöneticileri tarafından Balat Sinagogu’ndaki bir törene davet edildi. Daveti, kabul eden Türkeş, yanına yardımcısı Rıza Müftüoğlu’nu alarak Balat Sinagogu’na gitti. Bakalım, bu davette neler olmuş… Yine Rıza Müftüoğlu’ndan dinleyelim:

‘‘Genel Başkanımız, özellikle Yahudilerle ilişkilere çok önem veriyordu. Bu konuları gündeme getirirken, dünyada üç güçlü lobinin varlığından söz ediyor, bunları, ‘Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar’ şeklinde sıralıyordu. Başbuğ’un değerlendirmelerine göre, Rum lobisi, Ermeni lobisini yanına alarak sürekli Türkiye aleyhinde çalışmaktaydı. Bizim, bu birleşik güçle ancak Yahudi lobisini yanımıza alarak mücadele edebileceğimizi vurgulamaktaydı.

YAHUDİLERLE SAVAŞMADIK

Genel Başkanımız, şunları söylüyordu: ‘Biz Türklerin, tarihte savaşmadığı milletlerden birisi de Yahudilerdir. İspanya’da, Engizisyon Mahkemeleri’nde Müslümanlar ve Yahudiler katledilirken, biz Padişah Yıldırım Bayezid döneminde, bu iki dinin mağdurlarını gemilerle Türkiye’ye getirmişiz. Hatta, Yavuz Sultan Selim de Ortadoğu seferine çıkarken, bir Yahudi zengininden borç altın almış. Dünyada cami, kilise ve sinagogun yan yana olduğu şehir, İstanbul’dur. Ayrıca Yahudiler, bugün dünyada etkin üç büyük güç merkezine hákimdir. Bunlar, finans merkezleri, basın ve üniversitelerdir. Bu gücü dikkate almalıyız. Bize düşman olan milletler ve lobiler irdelenirken bu güçleri hesapta tutmalıyız. Yahudiler konusunda, ülkemize karşı en fazla dayatma Müslüman Arap ülkelerinden ve Farslardan gelmektedir. Ancak, bu Arap ülkelerinin çoğu, uluslararası platformlarda maalesef Yunanistan’la birlikte hareket etmektedir. Yunanistan’la anlaşmalar yaparak PKK’yı besleyen Suriye, bize dost mudur?

PARAŞÜTLERİNİ VERDİLER

Biz, asırlar boyu ‘Kutsal Topraklar’ı bekledik, savunduk, savaştık ve şehit verdik. Oysa onlar, Hıristiyan İngilizler ile işbirliği yaptılar. Onların büyük bir bölümü bizi sevmez. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin mücevherlerinin çoğu, Arap ülkelerinden hediye olarak gelir. Kralları, ABD Başkanı Reagan’la diz çökmüş bir vaziyette viski kadehi tokuşturur, ama Türkiye gündeme gelince sırt dönülür. Bütün bu şartlar altında Yahudilerle iyi ilişkiler kurmak zorundayız. Yahudiler, Kıbrıs savaşı sırasında, Hayfa kumsallarındaki paraşütlerini Ankara Esenboğa’ya döktüler, bize yardımcı oldular.’ Rahmetli Genel Başkanımız, bu değerlendirmeler ışığında İstanbul’daki sinagoga gitmemizi emrettiler. Ben kendilerine, ‘Hayırdır efendim’ diyerek yüzüne bakınca, güldü ve şunları söyledi: ‘Bizi tenkit ederler, aleyhimize konuşurlar diye korkma. Osmanlı döneminde bu sinagog açılışlarına vezirler ve paşalar katıldı. Hatta bu törenlerde, Osmanlı ordularının muzaffer olması için dualar edildi. O bakımdan bu davete katılacağız.’

ÜLKÜCÜ MUSEVİLER

Tören bitti. Sinagogdan ayrılırken bir sürprizle karşılaştık. Yaklaşık 50 kadar genç, bozkurt işareti yaparak, ‘Başbuğ Türkeş’ diye slogan atıyorlardı. Sinagog, adeta MHP’nin miting alanına dönmüştü. Genel Başkanımız da bu gençlere aynı şekilde bozkurt işareti yaparak cevap veriyordu. Gençlerin kimler olduklarını pek anlayamamıştım. Onları, ülkücü gençler zannediyordum. Genel Başkan’a hemen oracıkta, ‘Efendim, buraya geleceğimizi kimse bilmiyordu. Bu gençler, nereden haber aldı? Sayıları da pek fazla değilmiş. Bunlar, semtin Ülkü Ocakları mensupları mı acaba’ dedim. Rahmetli gülerek, şu cevabı verdi: Yok Rıza, bunlar bizim gençlerimiz değil; bunlar Musa’nın bozkurtları.’’

Böyle karşılandılar

Türkeş ve Rıza Müftüoğlu, Balat’taki Ahrida Sinagogu’nda işte böyle karşılanmışlardı. Müftüoğlu anlatıyor: ‘‘Törene katıldık. Yahudi vatandaşlarımız tarafından çok sıcak şekilde karşılandık. Bir ara dualar okunurken, ben, ilk defa böyle bir ibadethaneye geldiğim için sürekli kelime-i şahadet getirmeye başladım. Bir ara rahmetlinin kulağına eğildim, ‘Efendim ben kelime-i şehadet getiriyorum, Fatiha okuyorum; ne olur ne olmaz diye’ dedim. Kendileri bana aynen şunu söylediler: ‘Oğlum, ben de bildiğim bütün duaları okuyorum.’

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 6:53 pm  Yorum Yapın  

ALPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?

1) 27 Mayıs 1960 ihtilalinde devletin kasasını açtırıp, örtülü ödenek paralarıyla meşgul olan şahıs Albay Türkeş’tir. 2) 27 Mayıs, 235′i general 4 bin subayı emekli etmeyi düşünmektedir. Ancak bu subaylara verilecek ikramiye tutarı kadar para devletin kasasında yoktur. Devreye Türkeş girer, parayı bulabileceğini söyler ve gidip Amerikalılar’dan alır. 4 bin subay tasfiye edilir! 3)Yine o yıllarda CIA görevlisi Arthur V. Miller, Türkeş’ten bir ricada bulunur. İçişleri Bakanlığı’ndaki ‘irtibat bürolarının’ askerler tarafından kapatılmak istendiğini bunu ancak kendisinin önleyeceğini söyler. CIA görevlisi ekler, ”eğer kapatılmazsa biz de İçişleri bakanlığına para yardımı yaparız.’ İlk etapta da 200 bin doları verir. 200 bin dolar deyip geçmeyin o yıllarda hayli iyi para. Üstelik ilk taksit! Daha sonraki yıllarda 27 mayıs içindeki 14′lerin tasfiyesi ile Türkeş’in devlet hayatındaki rolu kesintiye uğrar. MHP’nin para işlerine doğal olarak lider Türkeş ilgilidir. 4) MHP’ye komünizm mücadelesindeki üstün hizmetlerinden dolayı dünyanın birçok yerinden para yardımları yapılır. CIA görevliesi Mirza Hayit’in MHP Almanya sorumlusu Enver Altaylı aracılığıyla verdiği paralar, MHP ana davasının sayfalarında artık unutulmaya yüz tutmuştur. 5)Savcılar adamının kimliğini bir türlü bulamamışlardır. Adamın adı, Walter jecop Pfersıch Jr. dır. ABD adresi, 492 West Reggın St. Monteran Park California. Ancak araştırımalara rağmen bu adamın asıl kimliği ve Türkeş’le neden parasal ilişki kurduğu öğrenilememiştir. 6)Bu miras olayı ortaya çıktıktan sonra sanki Türkeş yaşamında ilk kez yabancı bankalarla çalışmış gibi bir hava verilmektedir. Türkeş yaşamı boyunca hep Alman bankalarını tercih etti. İşte hesapları: a)Commerzbank (Frankfurt) Konto Nr: 6375828-90 b)Deutschebank (Köln) konto Nr: 3673852 Bu banka Türkeş için çok önemli. Biliyorsunuz 1.2 trilyon bu bankanın İngltere’deki şubesinden çekildi. c) Bank Für Gemeınwirtschaft (BFG Bank) da Türkeş’in çalıştığı bir başka Alman bankası.
Türkeş 1.2.1991 tarihinde TBMM mal beyanında bankadaki para tutarını şöyle açıkladı: 2 milyar 611 milyon 400 bin 158 Tl 45 bin Mark 2 bin ABD doları.
Biz iyi niyetimizi bozmayalım. Türkeş mal beyanından sonra 1.2 trilyonluk bir nakit paraya kavuştu diyelim. Peki bunun kaynağı ne olabilir. Milletvekili maaşı değil herhalde. Eee, çalıştırdığı bir şirketi filan da yok. Hadi 70 yıllarda olsa partinin Ankara’daki sahibi olduğu Burçak Lokantası’nın karı deriz! O da kapatılmıştı. peki bu paranın kaynağı nedir? İş burada MHP’nin kara kutularını konuşturmaya kalıyor. Son söz, Türkeş’in para kaynağını bulan Susurluk skandalını çözer. Yoksa siz hala Susurluk skandalını üç beş zavallı özel TİM’cinin mi yaptığını sanıyorsunuz?”
Bir kaynak da Çiller’in örtülü ödeneği
Öte yandan Alparslan Türkeş’le birlikte 12 Eylül sonrası Mamak’ta Sıkıyönetim Mahkemesi’nde idam cezası istemiyle yargılanan eski bir MHP’li “Bir bakın bakalım” diyor “bildiğimiz kadarıyla Türkeş hapisteyken Kader Sokak’taki evi parasızlık yüzünden satıldı. Daha sonra Türkeş asker emeklisi maaşıyla, milletvekili maaşıyla mı bu trilyonları tasarruf edip biriktirdi? Hepsi ülkücülerin verdiği bağışlarla mı biriktirildi?” diye sorarak, asıl para kaynağının Çiller döneminde verilen örtülü ödenek olduğunu açıkladı.
1995′te DYP-CHP koalisyonunun bozulmasıyla gündeme gelen erken seçime 13 milletvekili arkadaşıyla birlikte kilit konumda olan Türkeş’in seçime gidilmesine katkıda bulunmasının karşılığı olarak o dönem DYP’ye yakın bazı işadamları ve Başbakan Çiller’e bağlı örtülü ödenekten 2 milyon dolar aldığını açıkladı. DYP ve MHP parti kayıtlarının bu amaçla incelenmesin gerektiği bildiriliyor.

Published in: on Ağustos 11, 2009 at 6:52 pm  Yorum Yapın